Sayfalar

kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2012 Perşembe

Anadilde Eğitim Neden Olmaz ?

Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu yazı akıntıya karşı yazıldı. Hem başlığı, hem içeriğiyle hayli iddialı bir yazı. Bunun farkındayım. Fakat bu yalnızca benim anadilde eğitim konusuna radikal bakışımla açıklanamaz. Bu iddia, konunun tartışmaya kapalı olmasıyla yakından ilgilidir. İşin aslına bakılırsa anadilde eğitim sorununun karşıt tarafları arasında da konunun esasına dair fikir ayrılığı yoktur.

5 Şubat 2012 Pazar

Biz aslında ne istiyorduk ?


Toplumsal devrim hikâyemizin modernizmle kol kola ilerleyen otuz küsur yıllık dönemini, yaşımın yettiğince kimi zaman duyarak kimi zaman görerek ve bir zamanlar da bizzat içinde yer alarak yaşamış tanıklardan biriyim. Bugün dönüp o günlere baktığımda soruyorum kendime; hani 70’li yılların başında “sarp, çetin ve engebeli” olduğu sıkça tekrarlanan devrim yoluna o ilk adımı attığımız günlerde biz aslında ne istiyorduk? Hani dünyada en sonuncu uluslararası sömürge olduğumuzu ve şanlı zaferlerle özgürleşeceğimizi söylerken biz aslında ne istiyorduk?

1 Şubat 2012 Çarşamba

Ülkenin Bağımsızlığı Ulusun Özgürlüğü Yanılsaması

Kürt toplumunun her türlü ulusal demokratik talebini savunan pek çok politikacı, yazar, düşünür, medya ve politik örgüt mensubu, bu konu her açıldığında aşağı yukarı şu ezberi tekrarlar: “Nüfusu bir milyon bile olmayan ulusal topluluklar bağımsız devlet kurabilirken kırk milyona varan Kürt ulusunun ulusal demokratik taleplerine neden bombalarla, şiddet ve baskıyla cevap veriliyor?

26 Ocak 2012 Perşembe

Demokratik Özerklik ya da bardağın dolu tarafı

Sıkça başvurulan şu bardak metaforundaki iyimser yaklaşım genellikle bardağın yarıya kadar dolu olduğunu varsayar. Ama ben bu yazıya başlarken kendi kendime söz verdim; bardağın ne kadarının dolu olduğuna bakmaksızın iyimserliğimi koruyacağım: Yeter ki onda bir katre bulunsun!

Ve tabii bardak dediğimde siz bunun demokratik özerklik projesi olduğunu anlayın. Herhalde duymayan kalmadı. Geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi, Kürt sorununun devletle müzakere edilmesi konusunda bazı somut hedefler ve talepler ortaya koyarak özerklik kararı aldı. Ardından da demokratik özerklik projesine ilişkin görüşlerini medya ve öteki basın organları aracılığıyla kamuoyunun tartışmasına sundu. Söz konusu karar ve taslak metin çeşitli çevrelerde olumlu karşılanırken devlet, hükümet, siyasi parti ve medya grupları başta olmak üzere pek çok kesimde de, “Türkiye bölünür” kaygısıyla vahim bulundu. Keza, taslağı yetersiz ve olumsuz bulan, hatta onu bir Kürt projesi olmaktan uzak görüp reddeden bir yaklaşım da PKK dışı Kürt muhalefetinden geldi. Temel ulusal hakları kurumlarıyla birlikte talep eden Kürt muhalifler, özerklik kararı üzerindeki Öcalan gölgesini işaret ederek bunun özünde bir devlet projesi olduğunu ve seçim sürecini atlatıncaya kadar oyalama amacı taşıdığını ileri sürdüler. 

Ulusal Egemenlik mi Toplumsal Özgürlük mü ?

Her ne kadar slogan ve pekiştirici sıfatlarla konuşmaktan hoşlanmasam da düşüncemi en yalın şekliyle ifade ettiği için sözlerime bir sloganla başlamak istiyorum: Otoritenin olduğu yerde özgürlük yoktur!

Bu slogan, Şubat 1921’de Moskova’da bir anarşistin cenaze töreninde Bolşevik iktidara karşı haykırılmıştı. O tarihten altmış yıl kadar önce, tahakküm ilkesiyle özgürlük ilkesi kutuplaşmasında uzun uzadıya yaşanan tartışmalar tüm Avrupa’ya yayılarak dönemin düşünce ve politik hareketleri arasında köklü kopuşlara, saflaşmalara yol açmıştı. Bütün bunların özeti olarak, otorite (örgüt, parti, devlet) ilkesini temel alan Marksist düşünceye karşı özgürlük ilkesini savunan anarşistler, her türlü devlet düşüncesinin kölelikten başka bir anlam ifade etmediğini, otoritenin (bu anlamda devletin) biricik amacının kendi varlığını sürdürmek olduğunu, devrimci bir hükümet de yönetse devletin olduğu yerde özgürlüğün olamayacağını defalarca dile getirmişlerdi. Bolşevikler iktidarı ele geçirdiklerinde bu düşünce ve tartışmaların da içinde yer aldığı ciltler dolusu dokümana sahiptiler. Dahası, otorite ve özgürlük ilkesinin ne demek olduğunu hem kendi pratiklerinden hem de canlı bir muhalefet olarak karşılarında duran Rus anarşist hareketinin taleplerinden biliyorlardı. Yukarıdaki slogana dair bu giriş notunu böylece düşüp ulus ve ulusal haklar meselesine geleyim.