Sıkça başvurulan şu bardak metaforundaki iyimser yaklaşım genellikle
bardağın yarıya kadar dolu olduğunu varsayar. Ama ben bu yazıya
başlarken kendi kendime söz verdim; bardağın ne kadarının dolu olduğuna
bakmaksızın iyimserliğimi koruyacağım: Yeter ki onda bir katre bulunsun!
Ve tabii bardak dediğimde siz bunun demokratik özerklik projesi olduğunu
anlayın. Herhalde duymayan kalmadı. Geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da
toplanan Demokratik Toplum Kongresi, Kürt sorununun devletle müzakere
edilmesi konusunda bazı somut hedefler ve talepler ortaya koyarak
özerklik kararı aldı. Ardından da demokratik özerklik projesine ilişkin
görüşlerini medya ve öteki basın organları aracılığıyla kamuoyunun
tartışmasına sundu. Söz konusu karar ve taslak metin çeşitli çevrelerde
olumlu karşılanırken devlet, hükümet, siyasi parti ve medya grupları
başta olmak üzere pek çok kesimde de, “Türkiye bölünür” kaygısıyla vahim
bulundu. Keza, taslağı yetersiz ve olumsuz bulan, hatta onu bir Kürt
projesi olmaktan uzak görüp reddeden bir yaklaşım da PKK dışı Kürt
muhalefetinden geldi. Temel ulusal hakları kurumlarıyla birlikte talep
eden Kürt muhalifler, özerklik kararı üzerindeki Öcalan gölgesini işaret
ederek bunun özünde bir devlet projesi olduğunu ve seçim sürecini
atlatıncaya kadar oyalama amacı taşıdığını ileri sürdüler.